Görünmez Kutu

Bazen birileriyle oturuyorum ve bana ne güzel çiziyorsun veya yazıyorsun gibi iltifatlar ediyor. Sonra kendi özgün yanlarına gelince anlatmaktan sakınıyor kendini. Bu gibi yaşananlardan sonra fark ettim ki insan kendinde olmayanın hayranı.
Bir toplumda herkesi aynılaştırmaya çalışan sistemin içinde farklı düşünmek veya hissetmek gerçekten zor olsa gerek. Ötekileştirilirken benzemek zorunda kaldığımız, kendimiz gibi olamadığımız, kendimizden dar veya geniş kalıplara sokulmaya zorlandığımız birçok alan ve sosyal ilişkiler içindeyiz…

Oysa dünyadaki çeşitlilik kadar insan da çeşitli bir varlıktı. Niye birbirimize benzemek için hayatta sıkışmış hissetmek zorunda bırakıldık? Bir masada kahve içen üç beş kişi arasından herkesin aynı şeyde başarılı, yetenekli veya bilgili olması imkansızken; nasıl olurda bilmezsin! Gibi bir algı oluştu. Nedendir ki müzikle ilgilenenin yanında kitap okuyan, kitap okuyanın yanında örgü ören, birkaç dil bilenin yanında bale yapan, basketbol oynayanın yanında kitap yazan değerli olamadı…
İnsanlar birbirinden ilham almak yerine birbiri gibi olmayı seçmeye başladı. Ve neden o kadar güzel resim çizemiyorum gibi bir düşünce kalıbı insanları kendi yetersizlik hissinde yalnızlaştırmaya başladı. Oysa eline bir kağıt alıp şiir yazmak isteyen sonucu istediği gibi olamayınca hüsrana uğrayıp kendinle yüzleşmeye başlayacaktır.

Kendine yakışan gibi olmak dedikleri aslında insanın kendiyken güzel olmasıydı. Biz insanlar kendimize yakışanı arayıp durduk hep kalıptan kalıba soktuk kendimizi; üçgene sığmadık, karenin keskin kenarlarında canımızı yaktık, dairede döndük durduk hep, içinde konumlanamadık…
Artık bakıyorum ki değişik bir şekle girmeye gerek yokmuş, belkide herkesin kendine özgü bir şekli şemali vardı zaten. Birinin yaptığını yaparak, sözlerini tekrarlayarak, yorumlarını sürekli onaylayarak ne kadar kendi olabilir ki insan? Orada bir fikir belirtilmediğinde, kendi süzgecinden geçemeden yok olan cümlelerde, bir işe hiç özgünlüğünü katamamış sürekli başkasının özgünlüğü içinde var olmuş birçok insan; bir yemeği annemiz gibi yapma zorundalığı, sosyal medyadaki gibi güzellik algılarına uyma zorundalığı, sınıfın en çalışkan çocuğu kadar çalışkan olmak, her alanda en yeteneklisi kadar yetenekli olmak. Sürekli bir treni kaçırıyormuşçasına koşturmak ve kendimizi bir kutuya hapsedercesine yaşamak, ne kadar gerçekçi?

Resim yapanla resim yapmak, yazı yazanla yazı yazmak değildi mesele… Bazen kendin olmak başkalarından gördüğün şeyleri tekrar etmekten daha öte bir şey. İdol gördüğün insanı kopyalamak yerine kendi tarzını ve içine gireceğin şekli kendi ellerinle yapılandırmakta mesele.

Birine dersin ki ne kadar güzel boyadın bu resmi, ama eline fırçayı aldığında onun ki kadar güzel yapamazsın ya; halbuki çok beğenmiştin onun yaptığını… Sen yapınca neden olmadı? Çünkü sen kendi şeklin yerine başkasının şekline bürünmeye çalışmıştın. O, onu yaparken gözüne güzel göründü sadece ama o üçgenin içinde rahatken sen karede rahattın.
Aslında kendin olmayı bilip bununla mutlu olduğunda başkaları sadece bizlere ilham olur, bu sayede kendi şeklimizi bozmadan onda gördüğümüz güzellikleri kendimize katabiliriz. Bu hayatta herkes birbirine aynadır, ilhamdır, derstir, hediyedir… Kimden ne aldığına dikkat ederken bazen kimlerin şekline girdiğine de dikkat etmek gerekir. Belki de o çok beğendiğin kişiliğin şekline girince yanında gelen kötü yanlarıyla yüzleşemeyeceksin.
Bizler her zaman kendimiz gibi olmak yerine başkasının şekline bürünmeye çalışır ve bunu yaparken hep iyi yanları kazanacağız gibi algılarız, oysa iyiler kadar kötüler ve zorluklarda o şeklin içinde vardır… Ve sen bir üçgensen girdiğin kare sana büyük gelir, kareysen üçgenin açıları arasında sıkışıp kalırsın, küçülmek zorunda kalırsın…

Bir masada üç beş kişi kahve içerken; birbirimizden ilham aldığımız konular; sevdiği şeylerin peşinden nasıl koştuğu, azmi, tutkusu, kararlılığı, özgüveni, kendini nasıl geliştirdiği, önüne çıkan engelleri nasıl aştığı olsaydı, bugün masada basketbol oynayan, kitap okuyan, örgü ören, satranç oynayan masadan kalkarken birbirlerine birçok değer katmış olacaktı. Belki motivasyon belki ilham…
Ve bir kez daha kendimiz olmalı, insanlardan sadece ilham almalıyız. Yoksa ölene kadar bir üçgen bir kare bile olamayız. Hiçbiri olamıyorsak bir daire kadar özgür olmalıyız, toplumun görünmez kutularında sıkışıp kalmamalıyız…


“The best way to keep a prisoner from escaping is to make sure he never knows he’s in prison.”

― Fyodor Dostoyevski

  "Bir mahkumun kaçmasını engellemenin en iyi yolu onun hapishanede olduğunu asla bilmemesini sağlamaktır."

Daha fazla yazıma ulaşmak ve yazılarımdan haberdar olmak için;

Diğer 51 aboneye katılın

Yorum bırakın