23’e Elveda

Yeni bir yaş daha aldım. Yaş almak mı yaşlanmak mı? Her sene deneyimlerden edindiğim çıktıları sorgularım. Geçtiğim yaşın üzerine düşünüp hangi yollardan geçtiğimi hatırlarım. İyisiyle de kötüsüyle de fark etmeden yine bir yaşı devirmişim…

Günlük yazmama rağmen bir de buraya “belki ben gibi düşünen ve hisseden vardır” diyerek yazma ihtiyacı duyuyorum. İnsanın en büyük ihtiyacı “anlaşılmaktır” demişler sanırım bu da böyle bir şey. Ve bazen böyle zamanlar oluyor; hiç tanımadığın insanlar seni anlayabiliyor… O zaman iyi ki dijital platformlar var diyebilir miyiz? Bence deriz 🤭

Yeni bir yaş aldıkça en çok şaşırdığım şey her sene daha zor olan konuların kafamda netleşmesi oldu. Büyümek sadece bedensel değil ruhsal da olduğunda gerçekten bir işe yarıyor bence. Küçük yaşlardan beri gözlem yeteneği olan biriydim fakat büyüdükçe dehşet şekilde artmaya başladı. Etrafımda o kadar duygusal açıdan büyümemiş insan varmış ki anladıkça, insanları yeniden yeniden tanıyıp tekrar iletişim dilimi yapılandırma gereği duymaya başladım. (Çok zor geliyor) Yaşı yetişkinliğin ikinci leveline geçmesine rağmen duygusal açıdan beş yaşında kalan çok insan varmış. Peki neden? Dediğimde ise yine sürekli içime dert olan duygular konusuna geliyor konu; yaşanan ve yaşanamayan duygular. Yerli yersiz hâl almaya başlıyor demekki. Çocukken büyük olması gerekenler büyüyünce çocuk oluyor. İçindeki çocuğun ölmesi veya içindeki çocuğun canlı kalmasıyla alakalı bir şey değil bu. Duyguların gelişememesi. Yani uzun bir gözlemden sonra anladım ki her duygu vaktinde yaşanmalı ve bastırılmamalıymış…

Zaman hıphızlı akıyor. İnsanlar sürekli bir yarışın içinde gibiler. Sürekli stres ve yetişme kaygısı içinde olmaya başladığımda sorguladım neye yetişmeye çalıştığımı. Aslında hiçbir şeye. Hayat akışındayken en kıymetli şekilde ilerliyor zaten. Ve sürekli toplumun veya ailenin koyduğu sınırlar içinde kendini inşa etme çabasının ne kadar yıpratıcı olduğunu fark ettim. Bir insanın “kendi” olabilmesi için önce nereye gittiğini bilmesi sonra da kendi için o yolu gitmesi gerektiğini öğrendim. Etraftan gelen sürekli onlar gibi olma baskısı, kendi benliğimden beni ne kadar uzaklaştırdıkça kendime o kadar yabancılaşacağımı anladıktan sonra şu çok popüler olan replikteki gibi “hangi renksen o’sun” düşüncesini benimsemeye başladım. Çünkü insanlar hep kendileri gibi olmanı isterler. Onların başaramağını, yarım bıraktıklarını tamamlamalarını ya da onların başardıkları yoldan adımlar atmanı ister. Daha da kötüsü varsa o da onların yapamadıklarını senin yapabileceğini bildikleri için korkmalarıdır… Kısacası bu hayatta yarış diye bir şey yok herkes kendi yolunu taçlandırmakla yükümlü. Ve bunun en güzel yanı her geçen yaşta kendini daha fazla keşfetmek, kendini tanımak…

Sürekli birilerinden öğreti dinler olduk. Peki yaşamın en kıymetli yanı deneyimlerden çıkardığımız dersler ve değerler değil midir? İnsanlar neden birbirine kendi deneyimlerini dayatır oldu? Ve kendi sonuçları tek doğruymuş gibi inandılar. Bir yerlerde okumuştum. Bir noktadan birçok doğru geçebilir. Yani her zaman bir konu hakkında bir sürü ihtimal olabilir. Hayatı bu kadar dar yaşamaya zorunlu kılan nedir!?

Daha esnek düşünmeyi öğrendim. Seneler sonra ilk defa dinlenmiş hissettiğim bir dönem oldu. İnsanın tek doğruya saplanmaması ne kadar güzelmiş. Bu vesileyle kendi doğrularımı keşfedip onların peşinden gitmeye kapılarımı aralamış oldum… Hayat başkalarının doğrularıyla yaşamak için çok kısa. Bu yüzden sevilmediğim birçok ân’a şahit oldum. Bir yanda bunlar olurken herhangi bir canlı tarafından gerçek sevgiyi de öğrendim. Ve kendi değerlerimi sahte sevgilere karşı tercih edince kim olduğumu daha çok fark ettim. Belki de insan bu yaşlarda bir kimlik mücadelesi içine giriyor…

Hayatı sevmenin, yaşamayı sevmenin olana veya olmayana yüklediğim anlamlar sayesinde geliştiğini anladım. Yeri geldi birine yüklediğim anlamların altında kaldım yeri geldi anlamlandırdığım şey sayesinde hayatıma yeni bir renk kattım. Hiçbir zaman mutlu eden şeyleri aramayı bırakmadım… Bazen içime dönüp kendimle çalıştım, bazen doğru bazen yanlışlar yaptım. Ama her şeyden önemlisi hayatı benim için değerli kılan şeyin sevdiğim şeylerin peşinden gitmek olduğunu anladım…

Sevdiğim bir insanın dediği gibi;
“Doğru bildiklerin ve yaşam mücadelenle sen sen olmuşsun ve olacaksın…” Ne zaman yorulsam bu cümleye bakacağım, ve sanırım her anladığım şeyde bu yolda olacağım…

Konuş konuş bitmeyecek kadar uyandığım konu var bu zamana kadar, bundan sonrası için genellersek bu daha hiçbir şey. Hayat bazen bir şey bazen hiçbir şey bazen de her şey…

O zaman 23’e elveda 24’e merhaba 👋🏻🙏🏻🎉

Biraz piyano ❤️

2 thoughts on “23’e Elveda”

  1. 10 Gün sonra 24 yaşıma girecek olmam nedeniyle bu yazı daha bir dikkatimi çekti. Kendi kişisel deneyimlerinizi günlüğünüz haricinde anlatmanız oldukça güzel. Belki sizi anlayan ama okuduktan sonra bunu yazmayan birçok kişi olabilir. Örneğin bu kişiler ben gibi okurken ”aa bende böyleyim” diye düşündüğü birçok nokta olacaktır diye düşünüyorum. Küçük yaşlarımda yetişkin olmayı arzuladığım birçok zaman olduğunu hatırlıyorum. Bu yetişkin olma arzusunun altında hatırladığım birçok sebep var. Ancak sizin de dediğiniz gibi farkında vardıkça aslında yaş olarak ileride olan ama olgunluk düzeyleri aynı derecede gibi görünmeyen birçok kişi ile karşılaşıyorum. En sık rastladığım durum ise çeşitli şematik düşünce ve önyargıya sahip insanların olmasıydı. Bu insanlar iletişimde yargısal ve oldukça da yüzeysel düşüncelere sahiplerdi. Beraberinde iletişim sürecinin kendisinden ya kaçınma ya da savunma tepkisi geliştirmiş olmalarıydı. Bunu görmek oldukça üzücüydü. Sizin de dediğiniz gibi duygu vaktinde yaşanmalı ve bastırılmamalı. Eğer bir kişi bizi incittiyse bunu ona söyleyebilmeliyiz. ”Hey bu düşüncen oldukça kırıcıydı. çünkü *** gibi hissetmeme neden oldu ” diyebilmek aslında oldukça önemli ancak birçoğumuz bunu yapmak yerine kaçınıyor, içimize atıyor veya misilleme yapıyoruz. Temelinde ise istediğimiz şey anlaşılmak değil miydi? O halde neden bu davranışının bizi incittiğini ona söylemiyoruz ki?

    Bizleri olduğumuz gibi kabul eden ve anlayan insanlara ihtiyacımız var. Ben koşu yapmayı seviyorumdur ve o da yüzmeyi. Eğer yüzmem için beni zorlarsa bu ilişkide zamanla negatiflikler ortaya çıkmaya başlayacaktır. Ancak ben koşarım ve o da yüzerse beraberinde bunu anlayışla karşılayabilseydik aynı zamanda da daha verimli olabileceğimiz ortak bir nokta da yaratılabilseydi hem daha sağlıklı hem de daha verimli olmaz mıydı? Ancak birçok ebeveyn çocuklarına kendi bildikleri yolun en iyisi olduğunu söylemek noktasında diretmekteler.

    Bu gibi sosyal iletişim eksikliklerine rağmen kendi iç sesimizi dinlemek ve çeşitli öğreti ve düşünce kalıplarının karşısında daha esnek olabilmek; bizim için zihinsel açıdan daha sağlıklı, daha spesifik ve kendimiz olabilme özgürlüğünü edinmemize olanak tanıyacaktır diye düşünüyorum. Bunun neticesinde de daha doyumlu ve daha sağlıklı hissedebilir ve nihayetinde de daha doyumlu bir yaşam edinebiliriz diye düşünüyorum. Harika bir yazı olmuş. Detaylı ve örneklendirilmiş birçok kısım yazarken uğraştırmış olmalı. Emeğinize sağlık.

    Liked by 1 kişi

    1. Yorumunuz yazımı çok güzel desteklemiş ve tamamlamış. Bazı şeyleri benim gibi fark eden insanların olması ne güzel, en azından dediğiniz zararlı şematik düşünceleri gelecek nesillerde sağlıklı düşüncelerle telafi edebileceğimiz farkındalıklı insanlar olmasına seviniyorum… Zaten bunu çözebilirsek muhtemelen gerisi çorap söküğü gibi gelecektir diye umuyorum. Açık iletişimin önemini bende deneyimlerime göre geç, yaşıma göre erken öğrendiğimi düşünüyorum 🙂 İki kişinin sağlıklı ve açık, birbirini sabote etmeden kurduğu bağın en verimlisi olduğunu düşünüyorum. İyi anlaşırken kolay olan şeyler kötüleşince cesur ve kararlı davranışları gerektiriyor… Yorumunuza çok mutlu oldum, beğenmenize sevindim. Teşekkür ederim 🌸

      Liked by 1 kişi

Yorum bırakın