Dijital Sessizlik, Ruhsal Derinlik

Dijital çağ, bilgiye sınırsız erişimi sundu; her an, her yerde, her şey elimizin altında.
Ama bir bedeli var: Dikkatimizin bütünlüğü sessizce paramparça oluyor.
Artık anda kalmak bir meziyet değil, adeta bir lüks haline geldi.
Oysa gerçek yaşam, ekranların ışığında değil; birinin gözlerine bakarken, birlikte susabilmekte, gülüşlerin arasında kaybolabilmekte saklı.

Sosyal medya detoksuna ilk adımı attığımda, sadece dijital bir molaya girmedim aslında.
Zihinsel kalabalığımdan, durmaksızın akan bilgi sellerinden, beni yavaşça tüketen görünmez yüklerden de uzaklaştım.
Odaklanmak kolaylaştıkça üretkenlik arttı, yaratıcılığım nefes aldı.
Zaman bile uzadı sanki…
Bir günü, daha dolu daha anlamlı ve daha üretken yaşamaya başladım. Bedenim ve zihnim aynı ritimde akmaya başladığında, içimde unuttuğum o eski tanıdık his canlandı: varlığımın özüyle buluşmak…


Bu yazıda, dijitalleşmenin ruhsal ve zihinsel etkilerinden, sosyal medya detoksunun iç dünyama yansıyan dönüşümünden, ve bu sadeleşmenin nasıl üretkenliğime ilham olduğunu sizinle paylaşacağım.

Dijitali kontrol altına aldıkça:
Yaptığım herhangi bir işin tadını anlamaya başladım. Mesela kitabımın anlamını içselleştirerek okudum, fark ediyorsunuz ki insan zihni dağınıkken yüzeysel bakıyor her şeye. Ve o an içinde bulunduğun durumun anlamı aniden yok oluyor. İş bittiğinde yorgun, verimsiz ve keyifsiz bir his yerine tam doyumu almış ve bir görevi bitirmenin sonucunda beyindeki tik atma merkezini memnun etmiş oluyorsunuz.

Sosyal medya detoxu yapıp kendimi belirli saatlere endeksledim. Bu bana çokça faydayla geri döndü. Kendi hayatıma dikkatimi verdikçe içinde bulunduğum an da güzelleşmeye başladı. Hayat kalitemde artılarını gördükçe artık herhangi bir dijital platform veya cihaz beni kendine çekmemeye başladı.

Genelde zaten gezdiğim zamanlarda telefonu elime almamaya çalışırım. Çünkü kısıtlı bir zaman ve değerlendirilmesi gereken birçok an var. Gezerken anın içinde, yaşadıklarımı anlamlandırarak gezerim. Paylaşımlarımı sonra yapmak için erteledim, haberlere ve gündeme biraz ara verdim, insanların hayatından biraz daha kendimi geri çektim.
O kadar iyi geldi ki… Özellikle tatillerde verdiğim en doğru karar bence.

Bunun yanında teknolojinin bir getirisi olarak iletişim kurma şeklimiz bile değişirken, yüz yüze konuşmanın, göz göze gelmenin büyüsü bozulmuş durumda. Aynı zamanda sürekli tüketen tarafta olmak yerine üreten tarafa geçtikçe, kendinizi daha işe yarar hissetmenizi sağlıyor. Çünkü günümüzde ne kadar yapılacaklar listemiz kabarsa da gidip video izlemeyi tercih ettiğimiz bir gerçek…

Dijitalden uzak kalıp anın içinde olmaya alıştıkça zihinsel odaklanma, farkındalıklı yaşam, zihinsel olarak hafifleme yaşadım. Bu gereksiz yüklerden ve sürekli maruz kalınan fazla bilgiden arındım.

Bu en çok düzenli olarak yaptığım yoga ve meditasyonda faydasını gösterdi. En çok odak gerektiren aktiviteler olduğundan insanın kendini o düzlemde tutması çok zor olabiliyor. Fakat aslında dijitale ve sosyal medyaya biraz ara vermek veya düzenli kullanmak bile hemen farkını belli ediyor.

Daha kendi hayatımıza yetişemezken başka hayatlara ne kadar çok yetişmeye çalışıyoruz… İnsanı geride bırakan şey kendine odaklanmamasıymış… İçsel disiplini sağladığında hayat daha yaşanılabilir bir yere dönüşüyor. Ve insan daha fazla anamlı bir yaşantı yaratmaya başlıyor.

Ruhsal olarak anksiyetenin azalması, daha bilinçli yaklaşarak gününe başlamak, en önemlisi sahip olduklarının kıymetini bilmeni sağlıyor. Zaman yönetimini, üretkenliği, verimliliği sağlayan en önemli konulardan biri özellikle dijitali kontrol altına almak ve kendini ekrana değil daha fazla gerçek anın içine hapsetmek…

Bunu dijital olarak paylaşmakta bir üzücü yan fakat yüz yüze geldiklerimle keyifli bir sohbet konusu olacağına eminim. Kendimiz için daha sağlıklı ve kaliteli bir hayat yaratmak bence teknolojiyi ayarında kullanmaktan geçiyor, çünkü elimizdeki anı kaybedince geleceğe hiçbir şey kalmıyor…

“Sonsuza dek mutlu yaşamak ancak anbean mümkündür.”

Margaret Bonanno

Aşağıya Okuduğum bir gazete haberindeki içerikten bir kesit bırakıyorum, devamına hemen altındaki linkten ulaşabilirsiniz.

Yukarıdaki Açık Büfe
Mentorüm ve öğretmenim, Yaşamın Direksiyonunda Atölyesi’nin yaratıcısı Jungien Koç Şebnem Toker, yukarılardaki açık büfeyi işaret eder, hatırlatır. O açık büfeden tabağımıza alabileceğimiz şeylerin kendi tercihimiz olduğunu söyler.

O açık büfede neler olduğunu bilmek ve istediğimizde oradan tabağımıza güzel şeyler almak mümkün. Az önceki fabrikanın yenisini kuralım mı beraber? Hadi gidelim açık büfeden kendi hammaddelerimizi alalım.
👇


Yorum bırakın