Küçükken zihnimiz bomboş ve her bilgiye açık olduğu için belleğimize girenleri “hayatın doğruları” olarak öğreniriz.
Bu bir bitkinin tohumunu atıp büyüyüp geliştiğinde meyve vermesini beklemek gibidir.
Yaşamımız nasılsa o içerikteki tohumlar bize atılır. Taze ve verimli toprağımız, tohumu olduğu gibi kabul eder ve yüzeyin altında saklar.
Bizler toprağımıza hangi tohum atıldıysa ona benzeriz. Aslında kendi doğrularımız değildir bu, sorgulamadan doğru kabul ettiklerimizdir. Çoğu zaman bize uygun değillerdir çünkü yakın çevremiz ve toplumun uygun gördükleri, genel geçer veya tamamen başkasına ait kişisel verilerdir.
Ama gün gelip kendimizi keşfetmeye kalktığımızda zihnimiz farklı ruhumuz farklı düşünür. Bu ayrımda kendimizi kaybederiz. Uzun süredir toprağın altında olan tohum biz büyüdükçe bizimle büyüyüp gelişmiştir. Artık kocaman köklenmiş bir ağaç olmuştur. Bu ağaçları, toprağına uygun değil diye bir anda söküp atmak çok zordur. Bu toprakta zar zor var olmaya çalışan ağacı, köklerine zarar gelmeden çıkartmaya çalışsan kendin çok yorulur ve yıpranırsın; kökünden kesip atsan tohumdan ağaca dönüşen sürece haksızlık yapmış gibi hissedersin…
İçte içe bilirsin. Bu bitki örtüsü benim toprağıma zarar veriyor, görsen de görünenin ötesini göremeyenlere anlatamazsın. Onlar yüzeydeki doğru sandıklarınla ilgilenmekle meşguldür… Ve neden güzel meyveler veremedi diye toprağını kurcalamaya çalışırlar ama kimse düşünmek istemez toprağına uygun bitkinin mi dikildiğini?…

Ağaçların arasında otlar çalılar bir sürü bitki çeşitliliği bulunur. Sadece atılan tohum değil o tohumun yetişme sürecindeki toprağın işlenmesiyle de otlanır ağacın etrafı. Dışarıdan yemyeşil mükemmel bir manzara sunar her zaman, özellikle yanlış olduğu için bakımı yapılıyordur imtina ile zaten. Doğruluğuna inandıkları manzaranın kuruyup gitmesinden korktukları için…
Bir gün yalnız kaldığında sorgularsın hangi manzaranın sana iyi geldiğine dair. Ve anladığında çok geç kalmış hissedersin kendini. Büyümüş hatta sağlam kökler salmıştır toprağın derinlerine kadar tüm inandıkların. Söküp atmak zordur, acılıdır, kırılacak köklerin yorulacak bir bedenin ve zihnin vardır. Önce küçük otları sökersin bir iki, sonra ne kadar ferah hissettirir bu temizlik, toprağında yer açıldıkça kendi doğruların görünmeye başlar sana. Boşluklara yeni tohumlar dikmek için kazmaya başlarsın belki önce toprağını nadasa bırakırsın, çapalayıp havalandırırsın, güçlendirmek için destek alırsın; zamanla toprağını da iyileştirmeye başlarsın. Hem zor hem iyi gelir ama manzaranı eski haliyle sevenlerin hiç hoşuna gitmeyecektir. Manzarayı bozmaya başladığın için suçlayacaklar ve senin tohumlarının yeşermeyeceğine inandırmak isteyeceklerdir. Ama bilmezler ki onların kendine ait toprağında daha verimli yetişeceğini ve vereceği meyvelerin sende bırakacağı lezzetin yaşama zevkini…
Kendi manzaranı yetiştirdiğinde tüm bunlara rağmen, artık bileceksin ki seni sadece görmek isteyen görecektir. Kimseyi manzarana inandırmaya çalışmadan, kendi toprağındaki doğrularla, yeniden yeşerttiğin tohumlarla başka manzaralarında mümkün olduğunu göstererek…
Bu yazıda herkesin kendinden bir şey bulacağı ve hayatına inip sorgulayacağı konularda buluşmayı hedefledim. Umarım birilerinin sırf diken değil diye, manzarası güzel sandığı topraklarını fark etmesini sağlayabilmiştir…
Not: Manzarayı değiştirmek isteyenlere kabul vermeyecekler ama sen yine de toprağına uymayan bitkileri kökünden sökmeye devam et…
🪄Müzik Köşesi
Yazıları okurken bu köşede buluşalım… Çayınızı & kahvenizi almayı unutmayın!
Başlık görseli🎨:Loliton.art