‘Hayat Rallisi’🏎️…

Hayatı çoğumuz bir yarış pisti gibi yaşamayı seçiyoruz; sürekli dikiz aynasını kontrol ederek, hep birilerini geride bırakmanın ya da geride kalmanın stresiyle… Ben bugün size bir başarı hikayesi anlatmaya gelmedim. Bugün, tam da o hırslı hayat yarışından biraz olsun çıkabilmek, direksiyonun başında nefes alabilmek için size yeni bir bakış açısı sunmak istiyorum. Çünkü ne kadar hızlı giderseniz gidin, bu yolun değişmez kuralı, hayatın kendi düzeninde gizli…

Yaşadığımız hayat, sonunu göremediğimiz bir yoldur. Bazen çift şeritli, konforlu ve dümdüz bir yolken; bazen de tek şeritli, kıvrımlı, keskin ve karşımıza neyin çıkacağını bilemediğimiz riskli bir yol gibidir. Hangi yoldan gideceğimiz bazen bize kalmıştır ama öyle anlar gelir ki, o keskin virajları tek başımıza atlatmamız gerekir. İşte o anlarda devreye giren benim “hayatın kendi düzeni” dediğim o sistem, bu zorlu yollarda işimizi epey kolaylaştırır; yaşam yolculuğunu ve varacağımız noktayı anlamlı kılar.

İnsanlık, bu yaşamı hırslarıyla bir yarış haline getirerek yolculuğun tüm anlamını ve alınabilecek asıl verimi, içindeki egoya esir ve kurban etmiş gibi geliyor bana. Çünkü hayat, egomuzun sandığı gibi bir yer değil. Kendimizi o hırslı akışa kaptırdığımızda girdiğimiz o “otomatik pilot” hali, bize yolun sadece varıştan ibaret olduğunu düşündürüyor. Trafikteki yol hipnozu gibi, bizi körleştiriyor ve yolculukta asıl görmemiz gerekenleri kaçırmamıza sebep oluyor. Adrenalin tutkunları gibi sürekli hız yaparak, birbirini geçmeye çalışan varış odaklı olanların yarattığı o kısa süreli hazla kısır döngüde sıkışıp kalıyoruz. Sonucunda ise yoldan hiçbir verim alamayan, bu döngü içinde yaşamın gerçek tadını kaçıran insanlar haline geliyoruz.

Hız göstergesi düştükçe, o güne kadar körü körüne geçtiğiniz yollar fark edilir. Başınızı o hırslı dikiz aynalarından kaldırdığınızda, yolun kenarında sıralanan, o asırlık ağaçları fark edersiniz. Onlar size yan yana diziliyken sürekli birileriyle yarışmak zorunda olmadığımızı, sadece kendi köklerinizden güç alarak yaşandığını, ve insanın sadece kendini aşıp kendi gökyüzüne doğru büyümesi gerektiğini hatırlatan birer göstergedir. İşte o an, sadece varış noktasının getireceği geçici hazdan değil, sürecin asıl anlamından beslendiğiniz bir yaşam yolculuğunun direksiyonuna geçmiş olursunuz.

Çevremize bakıp “O yaptı, o başardı, ben yine geç kaldım” psikolojisine girmek, toplumsal olarak bizi içine çeken en büyük yanılsama. Çünkü sonuç odaklı zihinler, sadece bir başkasının vardığı o ışıltıyı görür; arkada bırakılan o keskin, tehlikeli virajları asla hesaba katmaz. O insanın yolculuğa çıkmadan önce kendini hangi bilgiyle, deneyimle, hangi araçlarla donattığını; o dik yokuşları tırmanırken hangi içsel disiplini inşa ettiğini ve o yolu nasıl aştığını bilmeyiz. Sadece dışarıdan bakar ve kendimizi hayali bir yarışın içinde yıpratırız. Oysa her aracın motor gücü, her şoförün hazırlığı ve en önemlisi geçeceği yol farklıdır. Üstelik bu yolda ne kadar hızlı giderseniz gidin, kırmızı ışıklar yandığında hepimiz aynı noktada durur, eşitlenir ve sıfırdan başlarız; hayat bizi o dönüm noktalarında hizalar. Kaldı ki herkesin varmak istediği o son nokta da benzersizdir. Kiminin yolu sonunda mavi bir denize çıkar, kimi ise sadece gece gündüz farklı manzaralar eşliğinde sürmenin zevkini arar. Seçimlerimiz ve amaçlarımız farklıyken, aynı varış noktasına koşmak anlamsızdır.

Yolculuk süresince önümüze kapalı şeritler de gelebilir, sollamaya izin veren kesikli çizgiler de… Önemli olan, hayatında kazaya sebep olacak hırslı seçimler yapmadan, sabırla o kapalı şeritte kalabilmek. Hayatın önümüze getireceği kesikli çizgileri bekleyebilecek kadar dinginleştiğimizde biliriz ki; hayat bizim de önümüzü doğru zamanda ve doğru yerde açacaktır. O açılan yolun bizim için en iyisi, en güvenlisi ve bize en uygun olanı olduğunun bilinciyle, hayatın kendi sistemine güvenebilmek… İşte tüm mesele bu, yarış bir illüzyondur; bu hayatta asla kimin kimi sollayacağını bilemeyiz ve herkes kendi vaktinde, kendi hayat amacına göre bir yolculuğa çıkmıştır.
Kendi yolunun sebebini keşfeden, kendi yolculuğunun anlamına daha varmadan ulaşacaktır…

“Things will happen while they can” (Her şey ancak olabildiği/olması gerektiği zaman olur)

Yorum bırakın