Anılar ve anlar

Su altı gözlüklerini takıp balıklama atlamıştı denizdeki berrak suyun dibine. Balıklar geçiyordu koloni şeklinde, ne kadar büyüleyici pulları vardı şaşırmıştı hayret etmişti güzelliklerine… Sonra siyah çizgili olanlar kendi halinde geziniyorlardı, ufaktan korku da vermiyor değillerdi tek başlarına aniden belirdiklerinde, boyutları da büyüktü biraz hallice…
Kafasını kaldırmıştı suyun altından çıkarcasına lüle lüle saçları önüne düşmüş anın içinde kendini hissetmişti adeta…

Düşündü kendi kendine, yerinden kıpırdadı anın nasıl başka bir anın içinde eridiğini hissetti.
Kendisi kitap okurken kitabın içindeki bir anda eriyip gitmişti adeta. Fotoğraf albümü geldi aklına kitaplığındaki albüme koşturdu, aldı eline heyecanla. Her anıda o anın içine gidiyordu. An geride kalmıştı ama hissiyatı bugüne kadar ulaşmıştı. Geçen sene dinlediği müziği hatırlatmıştı uygulama ardından, o müzik o zamanlar neden dinlenmişti şimdi daha iyi anlıyordu. Anıların ve anın eşiğinde gidip geliyordu… “Gerçek bir an sadece o anın tadını çıkartmakla anlamını bulmaz mıydı?
Belki de yanılıyordu an geride kalınca da insana bir anlam veriyordu. Bazıları ders, bazıları memnuniyet, bazıları iyi kilerle dolup taşan anılardı…”

Bir fotoğrafın, müziğin, bir kitabın veya eşyanın değildi; anı, ona verilen anlamla bir somutluk kazanıyordu. O zaman yaşadığın şeyleri inceden esen bir rüzgar gibi hissetsen de bazı anların iyi veya kötü ağırlığı kalıyordu…

Masasının üstüne baktı, gittiği tatil fotoğrafı duruyordu okuduğu kitaba baktı kendini kitabın içindeki anıda bir anı yaşarken buldu. Hayat böyleydi;
An anılardan anılar anlardan ibaretti…


















Fotoğraf kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/598275131796448542/

Bir Cevap Yazın