Gözlem evi

Hayat anlam verdiğimiz kadardır. Bazen bir başkasına yaşadığını anlattığında saçma sapan bir karşılıkla cevaplanabilir. Çünkü herkesin olayları yaşama ve anlamlandırma biçimi (gözlemci ile gözlemlenen arasındaki fark) kendine hastır.

Oysa anlam insanın içindedir. Bir şeye anlam yüklediğimizde o şey için duygularımızı da açmış oluruz.
Daha önceden anlam vermediğin halindeyken seni üzmeyen, ağlatmayan, güldürmeyen veya sinirlendirmeyen, kaygılandırmayan şeyler aniden verdiğin anlamla seni duyguların hapishanesine çeker, alır.

Her şeye anlam yüklemek de hiçbir şeyle ilgilenmemekte zararlıdır. Hayatı ince bir ip gibi görürsek denge şart olur ve sağa sola yalpalanırken hayat rüzgârında daha az hasar almak için dengeli ve dingin olmak gerekir.

Bazen en yakınına bile anlatınca, sende olan “anlama” aynı hislerle bakamaz. Gözlemci olmakla, gözlemlenenin evi olmak arasındaki farktır bu. Gözlemin evi kalp; yani duygular ve anlamlar, gözleyen kadar düze indirgeyemez yaşamı; ve anlam kendiliğinden büyür kalbinde, gelişir kök salar bedenine…

Denge bozulur. Çünkü anlama kendini kaptırmışsındır. Eğer anlam dengede kalsaydı hayat akışına göre ilerleyecekti ama anlam abartılınca bütün denge de kaydı. Neden mi çünkü bir şeye olduğundan fazla anlam yüklersen o anlamın altında ezilir. Veya az anlam verirsen hiçbir şey ifade etmez ve ihtimaller gelişmez.

Hayat dengedeyken sakinken, dinginken anlamı yerli yerinde ve vaktinde verdiğinde daha doğru ilerler.
O halde en mühim mesele, hayatta alınacak derstir belki de dinginlik ve tevekkül…
İnsan gözlem evinde yani kalbinde yaşarken göremediklerini gözlemci olduğunda daha net görebilir.
Bu yüzdendir ki en sert dalgalardan sonra durulur denizler ve yorgunluğun izlerini siler sakinlik…


İnsanları olaylar değil, olaylara yüklediği anlamlar rahatsız eder…
-Epiktetos



Kaynak: https://pin.it/36kM223YN

Bir Cevap Yazın